Blog

26/11/2020

Dijital Sanat

Sanatın ilk doğduğu zamanlardan itibaren sanatçı zamanının teknolojilerini kullanmayı tercih etmiştir. Başlangıcından itibaren sanatın gelişmesindeki aşamaları sıralamak gerekmesi durumunda geleneksel, mekanik ve sayısal dönem olarak sınıflandırabiliriz.

Geleneksel sanat döneminde eserler bir adet üretilip teklik özelliğini korumaktadır. Bu dönemde sanatçı bir adet remim veya heykel çalışmaktaydı. Sanatın doğumundan itibaren rönesans dönemine kadar kamuya açık alanlarda alanlarda eserin yapılmasını ve finansmanını destekleyen gücün (Dini yapılar, saraylar v.s.) bünyesinde barındırmaktaydı. Zaman içinde kişisel zenginliklerin artması, zenginler tarafından desteklernen sanatçıların eser üretmesinin yolunu açtı. Bu dönemde satan eseri sipariş veren kişiler kendi özel kolleksiyonları için eser ürettirilen ve satın alanın kolleksiyonunda kapalı ortamlarda esere sahip olun kişi tarafından görülebilmekteydi.

19 YY ile sanayi devrimi sonrası mekanik dönemi içinde barındırmaktadır. Fotoğrafın gelişmesi ve çeşitli baskı tekniklerinin gelişmesi döneminde eserlerin birden fazla kopyalarının üretilebildi bir dönemi içine almaktadır. Bu dönem sadece soyluların sanata ulaşma ayrıcalığını ellerinden alıp daha geniş kitleler tarafından da kullanmasını sağlamıştır. Bununla beraber hala kısmi olarak bölgeselliği bünyesinde barındırmaktadır.

Son dönem sayısal dönem ise verilerin bölgesellik kısıtını ortadan kaldırmıştır. Globalleşen dünyada sanatın bölgesellikten çıkıp bütün dünya tarafından ulaşılabilme avantajını sağlamıştır. 20. YY başlarından itibaren dijital hayatımıza girdi. İlk dijital fotoğrafKorn, uzun mesafeli fotoğrafçılık, fototelotograf üzerine deneyler yaptı ve yazdı. Kalemin işlevinin yerini alan ışığa duyarlı selenyum hücrelerinin kullanımına öncülük etti ve ışık kaynağı olarak bir Nernst lambası kullandı. 17 Ekim 1906’da Veliaht Prens William’ın 1800 km’lik bir mesafeden bir fotoğrafını iletti”.

Bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ve son kullanıcılar tarafından temin edilebilir ekonomikliğe ulaşması sayesinde bunlara ilave olarak ihtiyaç duyulan yazılımların (Görüntü ve ses işleme yazılımları, video düzenleme/kurgu yazılımları, 3D yazılımları) ulaşılabilir hale gelmesi ile dijital teknolojiyi kullanmak isteyen sanatçılar tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Sağlamtimur’a göre “Günümüzde teknolojiye ve bilgisayara yakınlık duyan sanatçının çalışma alanının sınırlarını genişletmiş, algılayışını, düşünce yapısını ve davranışını değiştirmiştir” (Sağlamtimur, 2010: 214).

Bilgisayar teknolojilerinin yaygınlaşması ve yaşantımıza girmesi sayesinde birçok yeni kavram da hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Geleneksel sanat yaklaşımları olan resim, heykel, sahne sanatlarının yanı sıra “Ağ Sanatı”, “Dijital Kurgu Sanatı”, “Sanal Gerçeklik”, “Artırılmış Gerçeklik” gibi kavramları içinde barındıran yeni yaklaşımlar sanat kavramları ile birlikte anılmaya başlanmıştır. Dündar’a göre Bu sanata dijital sanat aynı zamanda elektronik sanat, bilgisayar sanatı, interaktif sanatı, medya sanatı da denmektedir” (Dündar, 2013). Bunlara ilave olarak Dündar’ın aktardığına göre

 “20. yüzyılın ikinci yarısında sanat, toplumun dünyasını ve yaşam tarzını oluşturma görevi üstlenmiştir. Bu dönemde görsel sanatlar serbest sanat olarak faaliyetlerini sürdürmekle birlikte öznel dünyaları aşıp, olası dünyalara açılarak yeni gerçekler yaratmayı hedeflemiştir.”(İpşiroğlu,1993:101) Gönülal Özand “Sanat, insanın yüksek benliğinin devingen bir süreç sonrasında bir başka boyutta varolmasıdır. Bu varoluşun göstergesi sanat nesnesidir” (Gönülal, 2010:54-62) diye tanımlarken, Performans sanatçısı Marina Abromovic ise sanatın nesnesiz olabileceğini “21. yüzyılda sanat nesnesiz olacak. Nesneler aslında izleyici ile sanatçının niyetleri arasında birer engel. İzleyici ve sanatçı arasındaki dolaysız enerji alışverişi için nesneler aradan çekilmek zorunda.” (Daniken,1997:3-4) şeklinde ifade etmektedir. Dolayısıyla Yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra “nesne”ye bağımlı sanat anlayışı yıkılmıştır yerine üretim ve tüketim üzerine yapılanan, göstergeler peşinde sanal dünyalar oluşturulmuştur.

Medya ve reklam sektöründeki gelişmeler bunlara ilave olarak hedef kitleler tarafından gelen talepler doğrultusunda ticari bir ortamda bulmuştur. Sağlamtimur’a göre “Dijital sanatın temeli olarak kabul edilen teknoloji, günümüzde hayatın ve sanatın bütün alanlarına girdiğinden artık çağdaş sanat üretiminin yalnızca bir aracı değil aynı zamanda ortamı ve medyası durumuna gelmiştir (Sağlamtimur, 2010). Bu şekilde çok sayıda, uzak mesafelerde ve ucuza mal edilen çalışmalar için hem sanat yapıtlarının zamanla bozulmasına karşı bir önlem alınmış, hem de bu değerli kültür mirasları bütün insanlığa mal edilebilmiştir.

Dijital teknolojiler sanatı demokratikleştirmiştir. Sanat eğitimi alabilme imkanları ve üretilenlerin pazarlanması daha kısıtlı çerçeve içinde mümkün olabilmekteydi. Eskiden belirli bir azınlığın sahip olduğu sanat eserine sahip olma durumu teknolojinin gelişmesi sayesinde daha geniş kitleler tarafından mümkün hale gelmiştir. Teknoloji sanatçılar ile sanat eserlerin sahip olabilme için gerekli sınırları ortadan kaldırmıştır. Üretim için yeni kapılar açmıştır. Geleneksek tekniklerin yanı sıra yeni teknikleri geliştirebilme ve hayal gücüne yeni kapıları açabilme imkanları sunmuştur.

Dijital sanatın sanal ortama taşınması

Dijital sanat hayatımıza girmesi ile internet ortamına da taşınması çok zaman almadı. Ses dosyaları için iPod taşınabilir medya çalar üreten Apple’ın tescilli markasıdır. Apple tarafından tasarlanıp üretilmektedir. İlk iPod 10 Ekim 2001’de piyasaya sürülmüştür”. İlk dijital fotoğraf ve video sitesi ise

”…Bruce Livingstone tarafından Mayıs 2000’de Livingstone’un web geliştirme firması Evolvs Media tarafından desteklenen ücretsiz bir stok görüntü sitesi olan iStockphoto olarak kuruldu. iStock, kitle kaynaklı stok endüstrisine öncülük etti ve kullanıcı tarafından oluşturulan stok fotoğraflar, vektörler, illüstrasyonlar ve video klipler için orijinal kaynak oldu.”

Bütün bu gelişmeler Ses, görüntü, video gibi sanat disiplinlerinin içeriklerini ticari platformlar aracılığı ile hedef kitle ile paylaşmanın yolu açılmış oldu. Sanat eserlerinin bu ve benzeri platformlar aracılığı ile ücretli olarak paylaşılmasının yanı sıra ücretsiz paylaşım platformları da yaygınlaştı. Özellikle sosyal medyanın gelişmesi ile ses ve görüntü dosyaları yaygın kullanılır hale geldiler. Fakat bu platformların bir zafiyeti bulunmaktadır. Buralardan edinilen içeriklerin kopyalanıp çoğaltılmasının yönünde bir engel bulunmamaktadır. Ve eşsiz değildir ve çoğaltılması noktasında önünde bir engel bulunmamaktadır.

BlockChain (BlokZincir)

Kriptografik olarak güvenli bloklar zincirindeki ilk çalışma 1991 yılında Stuart Haber ve W. Scott Stornetta tarafından açıklanmıştır. 1992 yılında Bayer, Haber ve Stornetta, Merkle ağaçlarını tasarıma dahil etti ve bu da birkaç belgenin bir blok halinde toplanmasına olanak sağlayarak verimliliğini artırdı (Wikipedia, 2021).

BlokChain (BlokZincir) kelimesi ilk 2008 yılında yayınlanan Satoshi Nakamoto isimli bir yazarın “Bitcoin: A Peer-to-Peer Electronic Cash System” başlıklı makalesinde kullanılmıştır. “Blokzincir, verilerin internet üzerinden zaman damgalı olarak, dağıtık bir yapıda, şifrelenerek, değiştirilemez bir şekilde kaydedilmesine ve transfer edilmesine imkan veren, güvenli, şeffaf bir dijital işlem defteri sağlayan teknolojidir” (Şenkardeş, 2021:2). “Blokzincir teknolojisi, dördüncü sanayi devrimi için tıpkı internetin üçüncü sanayi devrimi için olduğu kadar önemli bir teknolojidir” (Şendardeş: 2021: 2).

Mevcut kullanılan internet sistemlerinde, kişiler ve kurumlar kendi sunucularını ve/veya bu tip hizmet veren şirketlerden destek alarak sadece kendilerine ait olan alanların kullanılabildiği sistemleri kullanmaktadır.

BlokChain kelimesi, şifrelenmiş verilerin yer aldığı şifrelenmiş kümeler olan “bloklar” ile bu blokların şifrelenmiş imzalar ile birbirine bağlayan “zincir” kavramları ile ortaya çıkmıştır. BlokChain, teknik olarak, protokol, ağ uygulamaları ile dağıtık defter kümelerinin bir alt kümesidir, veri tabanı ve halka açık bir muhasebe defteri olarak tanımlanabilmektedir. Bu büyük defterlerdeki her işlem sistemdeki katılımcıların oy çokluğuyla doğrulanarak ve bilgiler bir kez kayıt altına alındıktan sonra değiştirilemeyecek ya da silinemeyecek mekanizmalarla kuvvetlendiril-mektedir. Honsel’in (2021) belirttiğine göre BlokChain’in çalışma sistemi

  • İşlem işteniyor.
  • Talep edilen işlem, bir blok zinciri ağının tüm düğümlerine iletilir.
  • Tüm bireysel düğümler, istenen işlemi onaylar.
  • Onaylandıktan sonra doğrulanan işlem bir veri bloğuna dönüştürülür.
  • Yeni veri bloğu bir blok zincirine eklenir. Şu andan itibaren değiştirilemez.

Blokzincirler sahip oldukları alt yapı ve teknoloji sayesinde güvenliğini ispatlamış sistemlerdr. Honles “Blockchain: Aracısız Bir Dünya mı?” Başlıklı makalesinde

“Defterde izlenen dijital olarak temsil edilen varlıklar para, hisse senetleri, tahviller veya diğer finansal varlıklar, arazi veya taşıt tapuları gibi fiziksel varlıklar veya veri hakları veya sanatsal yaratımların (müzik) kontrolü veya kullanımı gibi maddi olmayan varlıklar olabilir. , videolar, resimler, vb.). DLT’nin fikir birliği mekanizması, defterin dijital yetkilerinin (sahtecilik) yetkisiz kopyalarını oluşturmanın veya bunları diğer tarafın bilgisi olmadan aynı anda birden fazla tarafa satmanın (‘çifte harcama’) mümkün olmamasını sağlar. Bu, defterdeki girişlerin her zaman güncel olmasını ve defterdeki diğer verilerle doğrulanmasını sağlar.“ (Honles 2021:2); olarak belirtmiştir.

TÜFEKCİ ve KARAHAN’ın (2019:165) Walport’tan aktardığına göre (2016: 65), uygun biçimde uygulanması ve gizlilik, güvenlik ve güven problemlerinin tamamen giderilmesi halinde bu teknoloji, devlet ve diğer otoriteler için aşağıda belirtilmiş olan yollarla gerçek fırsatlar yaratacaktır:

  • Operasyon maliyetlerinde, ödemelerdeki hata ve usulsüzlüklerde azalma,
  • Devlet kuruluşları ve vatandaşlar arasındaki işlemlerde daha fazla şeffaflık,
  • Halihazırda finansal sistemin kıyısında bulunan insanların finansal işlerin içine daha fazla girmesi,
  • Farklı birimler arasında verinin paylaşılmasını mümkün kılarken aynı zamanda vatandaşların verilerini korumanın maliyetinin düşmesi, bilgi piyasalarının yaratılmasına imkân verilmesi,
  • Köprüler, tüneller gibi kritik altyapıların korunması,
  • Piyasadaki sürtüşmelerin azaltılması, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yerel ve ulusal yönetimlerle daha kolay etkileşim kurması,
  • Küçük ve orta ölçekli işletmeler için ekonomik büyüme ve inovasyonu artırma olanakları.

Aralık 2017 tarihinde Gürcistan Ulusal Kamu Kayıt Kurumu (GIZ) Viyana’daki Geleceğin Hukuk Teknolojisi Konferansı’nda duyurduğu üzere kadastro sisteminde blockchain teknolojisi de kullanılmaktadır. BlokChain sahip olduğu altyapı ve güvenirlik sayesinde bir çok şirket ve kamu kurumunu dikkatini çekmektedir. Antartika dışında bütün ülkeler tapu kayıtları için blokzinciri test etmektedir. Avustralya, New York, Texas, Danimarka, Estonya, Ukrayna ve Güney Kore’de oy kullanma işlemleri için test aşamasına geçtiler.  (Tüfekçi ve Karahan; 2019)